Tefsirin Özellikleri / Okuyucu Yorumları
Neden Yeni Bir Tefsir?
Çünkü Türkiye'de yayımlanmış olan tercüme veya telif meâl ve tefsirlerden; meâllerin maksut manayı Türkçeye yansıtma ve açıklamadaki yetersizlikleri, tefsirlerinse ihtiyaçtan fazla bilgilerle uzatılmış olmaları; dolayısıyla Kur'an'ın bütün hâlinde ve tam olarak anlaşılamama sorunu, sürekli şikayet konusudur. Ayrıca tercüme ve telif meallerde surelerin sıralanışı, nüzul sırasına göre değildir. Ayetler, çoğunlukla bağlamlarından kopuk, birbirinden müstakil hatta metninden koparılmış bir cüz olarak ele alındıkları için ayetler arası siyak-sibak ilişkisi ve mana bütünlükleri göz önünde bulundurulmamaktadır. Konular Kur'an bütünlüğü içerisinde teker teker ele alınıp işlenilmemektedir. Yapılan açıklamalar, genelde bir önceki ya da bir sonraki ayeti ya da ayetleri kapsamamaktadır. Çoğu birbirinden kopya edilmiş, dolayısıyla anlayış ya da çeviri hataları da müteselsil olarak devam etmektedir. Tefsirler ise, mealler gibi, hepsi de iyi niyetin, ciddî bir gayretin ve sorumluluk bilincinin ürünleri olarak büyük emek mahsulü, son derece önemli çalışmalardır. Ancak çoğunlukla her birisinin beş-on cilt civarında olması, ayetle ilgili-ilgisiz pek çok açıklamaları içermesi ve önemli konuları bütüncül açıdan ele alıp tatmin edici açıklamalar getirmemesi; daha da ilginci, ayetlerin evrensel ve güncel niteliklerinin yeterince yansıtılmaması gibi nedenlerle okuyucuyu tatmin etmek bir yana, usandırmakta ve Kur'an'ı baştan sonuna kadar okuyup anlama şevkini ya azaltmakta ya da tamamen kırmaktadır...
Elinizdeki hem meal hem tefsir tarzında kaleme alınmış olan şu üç ciltlik eser ise, otuz iki yılı aşan meslekî hayattan, yirmi sekiz yıllık akademik geçmişin kazandırdığı tefsir bilincinin/nosyonunun ve yaklaşık altı yıllık yoğun ve aralıksız bir çalışmanın ürünüdür. Son iki yılı, tekrar tekrar okunarak ayetlerdeki kelimeler arası ve pasajlardaki tematik paragraflar arası inceliklerin araştırılıp en uygun bir dil ile Türkçeye yansıtılma çabasıyla geçirilmiştir. İncelendiğinde, bazı yönleriyle ülkemizde, bazı yönleriyle de İslâm dünyasında ilk olduğu görülecek olan bu çalışmanın, aynı zamanda tefsir ilminde bugüne dek derli toplu olarak kaleme alınmamış olan tefsir yöntemini (uygulamalı metod bilgisini) de içermekte olduğu görülecektir. Tefsirimizin özelliklerini sıralamadan önce tefsir ve te'vil anlayışımızı da burada belirtmekte yarar vardır. Çünkü biz insanlar kavramlarla anlaşır ve düşünürüz. Dolayısıyla kavramlar, iletişim ve düşünce hayatımızın vazgeçilmez yapı taşlarıdır. Sağlıklı bir iletişim ve düşünce de ancak içerikleri doğru ve tam olarak doldurulmuş sağlıklı kavramlarla mümkündür. "Tefsir ve Te'vil'de Temel İlkeler"den söz edebilmek için öncelikle, tefsir ve te'vil'den maksadımız nedir ve bu iki kavramdan biz neyi anlamaktayız; onların açıklığa kavuşturulması gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü bilhassa günümüzde, "Kur'an'ın yorumu" veya "Kur'an'ın falana göre yorumu" ya da "Kur'an'daki namaz emrinin alevî kültüründeki yorumu" şeklinde içeriği farklı kesimlerce ve farklı olarak doldurulan bir yorum kavramı bazen tefsir bazen de te'vil yerine sıkça kullanılmakta, fakat yapılan yorumlar çoğu zaman tefsiri de te'vili de yansıtmamaktadırlar...
Tefsir, Te'vil ve Aralarındaki Farklar
1. Tefsir
"Tefsir", lügatte 'fsr' kökünden olup açmak, açığa çıkarmak, açıklamak, şerh etmek ve yorumlamak gibi manalara gelir.[1] Istılâhî/terimsel anlamda tefsir, Kuran'ın lafzını şerh/tahlil edip murat edilen manayı beyan etmektir. Tefsir geleneğince, metinde murat edilen mana ya lügavî, ya şer'î/dinî ya da örfî olabilir...[2] Lügavî mana ise ya hakikî, ya mecazî, ya da temsilîdir.
2. Tevil
Te'vil [3] ise, lügatte 'evl' kökünden olup geri dönme/rücu manasındadır; tef'il babına nakledildiğinde, açıklamak ve izah etmek anlamına gelir. Istılâhta te'vil, mutlaka tam ve kusursuz bir tefsir/lafzî tahlil faaliyetinden sonra gelen ve devam eden anlama sürecidir; uygulanan eksiksiz ve hatasız bir tefsirden sonra ortaya çıkan lafızdaki mananın, ayette murat edilen mana olmadığı aklî ya da naklî karinelerle açıkça sabit görüldüğünde, o lafızdan elde edilen manayı - usül bilgilerine uygun, makul, güçlü ve sağlıklı karinelerle desteklenmiş olmak şartıyla - ayetin lafzından muhtemel olan diğer manalardan en uygun olan manaya döndürmektir.
Tefsir ve tevil, âyette murat edilen manayı tespit için kullanılan, biri diğerine bağlı iki anlama yöntemidir. Tefsir'de müfessir, hem lafız hem mana üzerinde yoğunlaşırken, te'vil'de, gerçekleştirilen tam ve kusursuz bir tefsir/tahlil sonucunda ortaya çıkan mana üzerinde zihinsel faaliyetini sürdürür. Te'vil tefsirden sonra gelen ve onun üzerine bina edilen anlama sürecidir. Son tahlilde her ikisinde de elde edilen mana, ayetin lafzından ve o lafzın delalet ettiği mana ya da maksattan çıkmış olmalıdır. Zarf-mazruf ilişkisi içerisinde, bütüncül bir yaklaşımla elde edilmeyen bir mana, o ayetin tefsiri veya te'vili olamaz. Ancak doğrudan ayetin lafzıyla irtibat kurulmasa bile, mana ve maksat yönünden ayetle herhangi bir biçimde sağlıklı bir irtibat kurulabilen anlayışlar ya çağrışımdır, ya sufî/işarî delâlettir, ya da ilmî/işarî delalet olabilir. Şunu da belirtmeliyiz ki ayetin manasından çıkarılan çağrışım ve işarî delaletlerin hiçbirisi ne hüküm yönünden bağlayıcılığa sahiptir ne de mana yönünden kesinlik ifade eder; ancak sübjektif değerlendirmeler olarak kabul edilebilir... Meselâ; "Hayır... Biz onların parmak uçlarını dahi yerli yerince düzenlemeye kadiriz."[4] ayetindeki "benan" kelimesinin parmak izlerinin farklılığına, Nasr suresinin nüzulünün Hz. Peygamber'in ecelinin geldiğine,[5] "Firavun'a git; muhakkak ki o haddi aşmıştır."[6] ayetinin ise "Ey Musa ve Harun! Kalbinize yönelin, çünkü o haddi aşmıştır."[7] anlamlarına delalet ettiğini kabul etmek böyle bir anlayışa örnek gösterilebilir.
3. Tefsir ve Te'vil Arasındaki Fark
Tefsir ile te'vil arasında, zikre değer şu iki önemli farktan söz edilebilir: Birincisi, İmam Mâtürîdî'nin de belirttiği gibi, tefsirde kesinlik, yani "Bu lafızdan murat edilen mana şudur." şeklinde kesin bir ifade kullanma ve Allah'ı buna şâhit kılma durumu vardır. Te'vil ise kesin değildir; bu yöntemde, tefsir edilen metnin bütününden zann-ı gâlib ile elde edilen lafza ve bağlama en uygun manayı tespit etmiş olma durumu söz konusudur.[8] İkincisi, tefsir hem lafız hem mana üzerinde yürütülen bir anlama yöntemi iken, te'vil, mutlaka tefsirden sonra gelen - zira tefsir ile ayetteki maksut mana anlaşılmış ise, artık o ayet te'vil edilemez - ve lafzın iç ve dış bağlamları da göz önünde bulundurularak diğer manaları üzerinde yürütülen ikinci bir anlama yöntemi durumundadır.
Önemle belirtmeliyiz ki tefsir ve tevil yöntemleri, ancak "hak,"[9] yani kendi özgün gerçekliğine uygun bir Kur'an tasavvuru oluşturabilecek tefsir bilgi ve bilincine/nosyonuna sâhip; Kur'an'daki ifadesiyle "İlimde derinleşmiş/rasih olan"[10] ve sırf kelamullahı anlamak amacıyla ona yaklaşan ilim adamlarını maksut manaya ulaştırabilir. Tefsir bilincine/nosyonuna sahip olmayan ya da maksadı kelamullahı ve ondaki hakikatleri anlamak değil de kalbindeki haktan sapma ve saptırma eğilimi ile birlikte sırf fitne çıkarmak ve/veya mutlak doğru kabul edip taviz vermeyi düşünmediği ön kabullerini Kur'an'a tasdik ettirmek yahut da gerçeğe ve hakikate erişme bilincini taşımamak gibi aşırı ve gayr-ı ciddi talepleri olan kimseler, Kur'an'ı indiriliş amacına uygun olarak tefsir ve te'vil ettiklerini söyleyemezler. Biz, bizzat Kur'an'dan tespit edip çıkardığımız ve "Tefsir ve Te'vil'de Temel İlkeler" adını verdiğimiz bu bilinci, dolayısıyla tefsirimizin özelliklerini şöyle açıklayabiliriz:
[1] Tefsir kavramı Kuran'da, kelimenin lügat manası olan açıklamak ve kast edilen manayı ortaya koymak anlamında sâdece bir âyette ve tek bir defa geçmektedir: "İnkar edenler, sana hiçbir temsil getirmezler ki biz de hemen ardından sana gerçeği ve en güzel açıklamayı (tefsîr) getirmiş olmayalım." (Furkan, 25/33)
[2] Bkz. Kâfiyecî, Muyiddin Ebu Abdillah Muhammed b. Süleyman (v. 879/1474), Kitabu't-Taysir fî Kavâ'ıdi İlmi't-Tefsir, (Tahkik ve tercüme: İsmail Cerrahoğlu) Ankara, 1989s. 4, 5.
[3] 'Te'vîl' kavramı Kuran'da, lügat manaları itibariyle on beş âyette, toplam on yedi defa açıkça ve bir defa da kapalı olarak şu manalarda kullanılmıştır: 1. İhbarî olsun inşaî olsun, bir söz ile söylenenin kendisi/muhkem âyetlerde kast edilen mana, emredilen uygulama 2. 'Müteşâbihât'ın ideolojik ya da tavizsiz bir önyargıya dayalı kasıtlı yorumu, 3. 'Müteşâbihat'taki hakikatler ve/veya onların gerçek mahiyetleri (İlk üç madde için bkz. Âl-i İmran, 3/7), 4. Bir işin, olayın ya da durumun akıbeti, varacağı ya da varması arzu edilen sonucu (Bkz. Nisa, 4/54; İsra, 17/35), 5. Yaşanmış ya da yaşanmakta olan bir olayın içyüzü, hikmeti (Kehf, 18/78; Yusuf, 12/82), 6. Sakındırılan azabın vukuu, haberin gerçekleşmesi (A'raf, 7/52-53¸ Yunus, 10/39), 7. Rüyada görülen şey ne ise, o görülene muvafık yorum (Yusuf, 12/6, 21, 35, 37,44, 45,100, 101).
[4] Kıyame, 75/4.
[5] Bkz. Taberî, Ebû Câfer Muhammed b. Cerir (v. 310/922), Câmiu'l-Beyân an-Te'vili'l-Kur'ân, Kahire, 1945, XXX/215; İbn Kesir, Ebû'l-Fadl İsmâil b. Kesir, el-Kureşî ed-Dımışki 774/1372), Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azim, Kahire, tarihsiz VIII/529, 530.
[6] Taha, 20/24.
[7] Bkz. Bursavî, İsmâil Hakkı, (v. 1137/1724), Rûhu'l-Beyãn, İstanbul, 1389 h. (Te'vilat-ı Necmiyye'den naklen), V/388, 389.
[8] Bkz. Matüridî, Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud, (v. 333/944)Tevilâtu'l-Kur'an, Râşid Efendi Kütüphanesi (Kayseri), No: 47, vr 1b.
[9] "Biz onu hak (aslî hüviyeti) ile indirdik o da hak olarak (aslî hüviyetini koruyarak) inmiştir." (İsrâ, 17/105)
[10] Âl-i İmran, 3/7.
