BEYANU'L HAK / Kur'an'ın Nuzul Sırasına Göre Güncel Tefsiri

 

Merak Edilenler

İSLAM’DA NAMAZ 2

TEHECCÜD

 

Prof. Dr. M. Zeki Duman

KAYSERİ 2008

 

Namaz Din’in direğidir; kim onu ikame ederse dinini de devam ettirmiş olur. Kim de onu yıkarsa dinini yıkmış olur…”(Aclunî, Keşfü’l-Hafâ, II/31, 32)

 

Müminler kesinlikle kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında huşu içerisindedirler. (…) Onlar namazlarını asla geçirmez korurlar….” (Müminun, 23/1,2,9)

 

Muhakkak ki, namaz, en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm kötülüklerden uzaklaştırır. Özellikle de Allah’ın zikri, en büyüktür!” (Ankebût, 29/45)

 

İÇİNDEKİLER

TEHECCÜD

TOPLAM DOKUZ REKÂTLIK BİR GECE NAMAZININ KILINIŞI

TÖVBE İSTİĞFAR VE DUALAR

VİTİR NAMAZI

GECE NAMAZININ SON TESBİHAT VE DUALARI

SABAH NAMAZI

 

ÖNSÖZ

Namazla ilgili olarak kaleme aldığımız bu ikinci çalışmamızın adı “Teheccüd”dür. Teheccüd, kısaca, gecenin bir bölümünde uyanıp Kur’an ile ülfet Allah ile de halvet halinde bulunmak olarak tanımlanabilir.

Yüce Allah Hz. Musa’ya Beni zikretmek için namaz kıl!” buyurmuştu. Çünkü namaz adıyla, iç ve dış muhtevasıyla birlikte tam bir zikirdir. Namaz, Yüce Mevla ile dil, zihin, kalp ve bedenin de iştirakiyle gerçekleştirilen tam bir ilişki halidir; kompleks bir zikir mecmuasıdır.

Allah’ın Hz. Musa’ya bu emri “ekıymussalate…/ Namazı ikame edin!” hitabı ile tüm peygamberleri ve müminleri da şamildir /kapsamaktadır. Yani Hz. Adem’den en son Peygamber Hz. Muhammed’e gelinceye kadar gelip geçmiş bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri İslam Dininin imandan sonra gelen olmazsa olmaz şartıdır. Bu demektir ki, namaz yoluyla Allah’ı zikir, her peygamberin ümmetine olduğu gibi, Hz. Muhammede ve onun ümmetine de emrolunmuştur. Bu yüzden Hz. Peygamber, onun ashabı Sahabe-i Güzin ve onlardan sonra gelip de onların yolundan ayrılmamayı ilke edinen tüm müminler, günde beş vakit namazı adab ve erkânı ile eda etmekle yetinmeyip bunlara ilave olarak İşrak, Kuşluk, Evvabin ve Gece namazları ile de Allah’ın rızasını kazanmaya ve O’na yakınlaşmaya devam etmektedirler.

Yüce Allah’ın en son Nebisi Hz. Muhammed’e ilk nazil olan yatlerdeki emri ise şudur: Ey örtüye bürünen! Az bir kısmı hariç, geceleyin kalk… Yarısında veya yarısından biraz önce yahut yarısını biraz geçe kalk ve Kur’an’ı ağır ağır ve düşünerek, özümseyerek (tertil) oku!”

Allah’ın Resulü de vahyin ilk yılında gelen bu emir sebebiyle gecenin bir bölümünde uyanıp tertil ile Kur’an okumaya başlamıştı. Onu gören birkaç sahabe de kendisine eşlik etmekte idi… Yüce Allah, bir kaç yıl sonra indirdiği aynı surenin en son ayeti ile gece kalkıp tertil ile Kur’an okumayı belli bir sisteme bağlamıştır. Çünkü tertil ile Kur’an okumak tabiatı icabı yorucu ve zor bir iştir. İnsanı yorar, takatini keser ve usndırır… Oysa ibadetin az da olsa devamlı olanı Allah’ın hoşuna gider… Hem bu ibadetin devamlı olması hem de gündüzün daha önemli olan işlere mani teşkil etmemesi için bu ibadetin belli bir zamana hasredilmesi ve sistem dahilinde yapılması gerekmektedir. Zira ileride Müslümanlardan gece kalkmalarına devam edenler arasında hastalar, sabah kalkıp rızkını temin için yola çıkacaklar ve savaşa iştirak gibi daha önemli işlere koşacak kimseler bulunabilecektir. O sebeple gecenin tamamı veya daha fazla kısmı değil de sadece bir kısmı, hem de yorulmayacak kadar Kur’an okumakla geçirilmeliydi...

Daha sonra indirilen İsra suresi ile müminlere beş vakit namaz farz kılınırken Resulüllah’a beş vaktin haricinde teheccüde kalkması da emredilmiştir.

Teheccüde kalkıp tertil ile Kur’an okumak, Hz. Musa’ya emredilen namaz gibi Allah’a ve ahret gününe iman eden tüm müminlere vacip değildir. Fakat Sahabe-i Güzin ve onların izinden giden müminler de Kur’an’da açıklandığı üzere teheccüde kalkmayı ve tıpkı Resulüllah gibi tertil ile Kur’an okuyup öğrenmeyi kendileri için adet haline getirmişlerdir. Belki Makam-ı Mahmud’a ermek için değil; çünkü Makam-ı Mahmud sırf Resulüllah’a (s.a.v.) ait bir vaad-i İlahidir. Bu bilgilerine rağmen müminler, Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na manen yakınlaşmak için teheccüde kalkmakta idiler.

Madem ki teheccüde devam etmekle müminler arasında takva yönünden derece kazanma ve sınıf atlama imkanı vardır… Madem ki geceleri yanlarını yataktan uzaklaştırıp korku ve ümit arasında Rab’lerine dua edenler için gözlerini aydın edecek, akla hayale sığmaz ödüller hazırlanmıştır… (Bkz.Secde, 32/16,17) O halde hangi aklı başında olan insan bu ibadeti terk eder ki? Daha sonra gelen pek çok mümin de aynen sahabenin yaptığı gibi, Resulüllah’ın Asr-ı Saadetlerinden bu yana, gecenin en azından bir kısmını o (s.a.v.) ve ashabı gibi tertil ile Kur’an okuyarak geçirmeye devam etmiş ve etmektedir. Korku ve ümit arasında Rab’lerine dua ederek, namaz kılarak geceyi geçirip hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir zihnin tasavvur edemeyeceği değerli nimetlere kavuşmaya çalışmaktadırlar. Elbette Allah hiç kimsenin sa’yini ve emeğini boşa çıkartacak değildir. Resulüllah’ın buyurduğu gibi, isteyen Felâ ta’lemü nefsün ma uhfi lehüm kurrati e’yünin...” (Secde, 32/17) ayetini okuyabilir.

Çünkü gece belli bir süre uyuyup gündüzün yorgunluklarını üzerinden attıktan sonra kalkmak… Her şey uykuya dalmış, ortam tam bir sükûnete dalmış iken okunan Kur’an insana farklı bir biçimde etki edecektir. Anlayışı kolaylaştıracak, düşünen her kalbe nüfuz edecek ve yumuşatacaktır. Mümini kendisine özgü gıdasıyla besleyecek, hayat tarzına etki edecek ve ahlaken yüceltecektir… Ayrıca Kur’an’dan aldığı özgün gıda ve güç ile o kişi gündüzün devam edecek olan mücadelelerine karşı da önemli bir enerji toplamış olacaktır.

Görülüyor ki, başlangıçta teheccüd, gece bir miktar uyuyup uyandıktan sonra tertil ile Kur’an okumak olarak belirlenip uygulanmakta idi. Zira Allah Resulünün gece kalkışı sırf gündüzün indirilen ayetleri yeniden ve özümseyerek okuması içindi. Onun gündüzleri buna ayıracak vakti olmayacak, tebliğ görevinin meşgul etmesi ve ağırlığı sebebiyle tertil ile Kur’an okumaya imkânı da bulamayacaktı. Çünkü Resulüllah’ın enerji kaynağı, manen besleyici gıdası salt Kur’an idi. O gıdayı ve vereceği enerjiyi mutlaka bir biçimde alması gerekmekte idi…

Resulüllah’a ait olup diğer sahabilerin de iştirak ettikleri bu uygulama, daha sonra gelen Müslümanlar tarafından “Teheccüd Namazı” veya “Gece Namazları” şeklinde namaz, zikir, tesbih ve duaya dönüştürülmüştür. Tavsif edildiği şeklide Kur’an tilaveti ise büyük oranda terk edildi veya asgariye indirildi. Oysa Allah Teala, gece kalktığınızda “Sizi yormayacak kadar Kur’an okuyun!”; Resulü ise, “Kur’an ile ülfetiniz devam ettiği sürece okumanızı sürdürün, ülfetiniz kesildiği an okumayı bırakıp kalkın” buyurmuşlardır. Yani teheccüd, tertil ile ağır ağır ve düşünüp özümseyerek Kur’an okumak idi. Ama bugün yapılan o değildir…

Bizim bu çalışmamızdan amacımız, hem teheccüd’ün mahiyetini anlatmak hem de gece ibadete kalkan müminler için hakkını vererek Kur’an okumayı esas alan yeni bir program taktim etmektir. Bu öyle bir program olmalı ki, onda ağırlık yine Kur’an okumakta olmalıdır. Hem de tertil iel Kur’an okumak... Öyle bir program olmalı ki, hem gelenek haline getirilmiş olan teheccüdü korusun hem de onu Allah ve Resulününün bu konudaki emir ve tavsiyelerine uygun hale dönüştürsün. Öyle bir program olsun ki, Kur’an ile ülfet Cenab-ı Allah ile de halvet gerçekleştirilsin.

Biz Kur’an’dan ve Hadis kaynaklarından öğreniyoruz ki, Allah’ın Resulü de geceleri Kur’an okumakla birlikte namaz kılmış, dua etmiş ve Rabbini zikretmiştir. Özellikle “Vitir namazı”nı hep uyuyup uyandıktan sonra, hem de sabaha en yakın bir vakitte tek rekât olarak kılmıştır. Ancak o, tertil ile Kur’an okumayı asla terk etmemiştir.

Bu maksatla iki rekâtta bir selam vermek kaydıyla Vitir ile birlikte toplam dokuz rekât namaz kılınmasını uygun görüyoruz. Başlı başına bir zikir mecmuası olarak bildiğimiz bu namazda, zamm-ı sure olarak Fatiha’dan sonra okunan ilave surelerin hem uzun olmasını hem de namazın anlamına uygun olarak zikir, tesbih ve dua içeren/muhtevalı ayetleri tercih ettik. Tesbih, zikir ve dua için de Kur’an’dan ayetler seçtik. Bu dokuz rekât namazda, ara yerlerinde ve sonunda yerleştirdiğimiz tesbih, zikir ve dualarda, tekrarları hariç en az on sayfa Kur’an tilaveti bulunmaktadır.

Namazın her rekâtında okunanların tamamının hem Arapça metinlerini, Arapçayı bilmeyenler için hem Türkçe okunuşlarını hem de meallerini farklı karakterler ve büyüklüklerdeki yazı ile kaydettik. Okuyucu bunları mutlaka ezberlemelidir. Çünkü namazda okunanların hepsi ezbrde olmalıdır. Daha önemlisi ezberdekiler dil ile okunurken zihin ve kalbin de bu okunanlara iştirak etmesi gerekmektedir. Bu yüzden bir kısım okuyucular, başlangıçta biraz zorlanabilirler. Fakat tam bir teheccüd bilincine erişebilmek için bunu göze almalıdırlar. Çünkü öylesine müsait bir ortamda söylediklerinin manasını bilmeden, dilin söylediklerine kalp, zihin ve beden iştirak etmedikçe ne Kur’an ile ülfet edilir ne de Cenab-ı Allah ile halvet gerçekleştirilebilir…

Hiç şüphesiz gayret ve himmet bizden inayet ve tevfik ise Yüce Allah’tardır…

25. 05. 2008.

Prof. Dr. M. Zeki Duman

Hakkımızda | Site Haritası | Emeğe Saygı | İletişim | ©2007 Mehmet Akif - Abdullah