BEYANU'L HAK / Kur'an'ın Nuzul Sırasına Göre Güncel Tefsiri

 

Merak Edilenler

İnsana , İnsani Kimlik Ve Kişiliğinin İade Edilmesi:

           Bir insan , sadece Cenab –ı Allah’a ibadet etmekle yükümlüdür. O’ndan başkasına kul, köle olamaz !.. Zira onu insan olarak yaratan , ona değer veren ,onun için en güzel yaşama şart, imkan ve ortamını hazırlayan , en temiz ve kaliteli yiyeceklerle rızıklandıran Allah Teala’dır.İnsan bir çok varlıktan iyilik ve ikram görse de ona , dünyada ve ahirette mutlak iyiliği ve yardımı yapacak Allah’ tan başka hiç kimse yoktur . Buna rağmen insanın Allah’tan başkasına kul köle olması kendi kadr-u kıymetini gereğince takdir edememesi anlamına gelir ki , bu da insan oğlunun kendi eliyle kendisine yaptığı en büyük haksızlıktır.

           İnsanların hepsi , insan olarak aynı değere sahiptirler. Bu yönden,birbirlerinden fazlaca hiçbir üstünlükleri yoktur. Ancak sosyal hayatın seviyeli bir biçimde devam ettirilebilmesi için mal ve güç bakımından birbirlerinden farklı olarak yaratılmışlardır. [1] Bu sebeple insanlar , birbirleriyle yardımlaşmalı;birbirinin işinde çalışmalıdır. Birinin işveren , diğerinin de onun ücretli işçisi olması, asla aşağılayıcı bir durum sayılmamalı... Zira hayat bu sistem üzerine kurulmuştur; hiçbir insan diğerinden müstağni yaratılmamıştır. Daima “ Altın kapılı, tahta kapılıya muhtaçtır...” Hayatın devam ettirilebilmesi ve seviyeli bir düzeyde yaşanabilmesi için bu yardımlaşma gerekli , hatta şarttır. Fakat yüce bir maksat için takdir edilen bu çeşit fer’i farklılıklar ya da üstünlükler , bir kısım insanların temel hak ve özgürlüklerinin tamamen alınmasına sebep teşkil etmemeli ve bir kısmını seyyid / efendi konumuna yükseltirken , bir kısmını da köle derekesine düşürmemeliydi !

            İslam, Allah’ın değer verip yücelttiği insanın, nisbi gücü elinde bulunduran hemcinsleri tarafından düşürülmesine ve layık olmadığı gayr-ı insani muameleleri reva görmesine razı olmadı.... İşte bu yüzden ortaçağda yaygın ve katı bir biçimde var olan bu insanlık  ayıbının kaldırılması hiç olmazsa, insan onurunu kurtaracak bir biçimde yeniden gözden geçirilmesi gerekiyordu. Köleliği birden bire kaldırma yoluna gitmedi ama inananlar için vazettiği dini, ahlaki ve hukuki yasalar, verdiği öğütler ve teşviklerle köle ve cariye anlayışının zihinlerde öyle değiştirdi ki, artık Müslümanlar arasında bu ayıplı uygulamadan eser kalmadı.... tamamen insani bir anlayışa ve şekle büründü. Neticede Müslümanlar arasında köleler yepyeni bir kimlik ve kişiliğe sahip oldular. Artık hiç kimse onlara, eskisi gibi ‘kölem’, ‘cariyem’ diyemiyordu. Asıl manası ‘kardeşim’, ‘dostum’; örfi manası ise ‘azatlım’ olan ‘mevlaye’ tabiri kullanılıyordu.

            Orta çağda bazı sadist ruhlu insanlar, behimi zevk ve arzularını tatmin etmek, süfli gayelerine vasıl olabilmek için yakaladıkları bir kısım zayıf insanları köleleştirir, bir kısım güçlü insanları da arenalarda, günlerce aç bırakılmış kaplanlarla kapıştırırken.... aynı çağda Arap yarımadasında doğan İslam güneşi, hasbe’l –kader böylesine gayr-ı insani muameleye tabi tutulan insanların acı ve ızdıraplarını dindirmek ve makus talihlerini geri çevirmekle meşgul idi. Onları hür insanlara önce mü’min kardeş, sonra veli yaptı. Sonra da layık oldukları konumlara yükseltti. Mesela Rasülüllah (SAV) hicretin yedinci yılında Zeyd b. Harise’yi , azatlı bir köle olmasına bakmadan, beş yüz kişilik bir ordunun başına ordu komutanı olarak atadı ve Şam cihetine, Romalılar üzerine gönderdi. [2] Aynı şekilde hicretin 11. Yılında henüz 19 yaşlarında bir genç olmasına rağmen Zeyd b. Harise’nin oğlu Üsame’yi aralarında Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi sahabenin büyüklerinin de bulunduğu bir ordunun başına komutan tayin etti ve yine Şam cihetine görevlendirdi... Hatta Üsame’nin yaşının küçük olduğunu ileri sürerek itiraz etmek isteyenlere Rasulullah’ın cevabı şu olmuştu: ‘Babası Zeyd b. Harise de benim en çok sevdiklerimden biridir ve bu iş için layıktır. O da babası gibi görevini başarıyla sonuçlandıracaktır.’ [3]

            Bilhassa ilim ve sanat sahibi olan sahabiler, artık mevlalarını bir köle olarak kullanmıyor, onlara kendi ilimlerini ve bildikleri sanatı öğreterek toplumda ihtiyaç duyulan insanlar sınıfına yükseltiyordu. Mesela İbn Abbas’ın mevlası İkrime demiştir ki, ‘ Benim efendim İbn Abbas, ayağıma bukağı vurdu ve tam kırk yıl bana Kur’an’ı öğretti.’ İşte bu yüzden Tabiin döneminde Tefsir, Hadis;Fıkıh gibi ilim dallarında mevali denilen azatlı köle ve köle çocukları temayüz ettiler. Tefsir ilminde İkrime ve Mücahit , Fıkıh ilminde Sabit b. Cübeyr, Tasavvuf ilminde Hasen el-Basri... devrinin en büyük üstatlarıdır.

            İşte bu, İslam’ın tamamen kaldıramadığı fakat, varlığıyla birlikte yok hükmüne irca ettiği kölelik anlayışının son tahlildeki akıbetidir. Esaret ve kölelik yeryüzünde tamamen kalkmadı ama, insanları köleleştirme fikri büyük oranda yok edildi denilebilir...

            Sonuç olarak, Şark ile Garp arasında ilmi bir köprü kurmuş olan Muhammet Hamidullah’ın şu tespitini nakletmekle yetinmek istiyoruz:

            ‘Bu izahattan anlaşılıyor ki, İslamiyet böyle bir yüksek otoritenin örneğiyle köle ve cariyelere karşı tutumuyla uzun zamanlara hitap edecek reformları gerçekleştirmiştir. Ben İslam’dan başka cemiyetlerde azat olmuş kölelerin krallıklar kurup bunların sayılarının tarihe geçtiğine rastlamadım. Mısır da Memluklar, Kuzey Hindistan’da Gulamanlar, Güney Hindistan’da Adilşahiler azat olmuş gerçek köleler idiler. Bunların imparatorluk sülalesi dahi durdular. Ve hür doğmuş Müslümanlar, en ufak bir tereddüde dahi kapılmadan onların başkanlığını kabul ettiler. Valilik, kumandanlık gibi yüksek makamlara ulaştılar.’ [4]

Dipnotlar

[1] Bkz. Zuhruf, 43/41.

[2] Bkz. Vâkıdî, Meğâzî, II/564; İbn Sa’d, Tabakât, II/90; Yâkubî, Tarih, II/71; (Asım Köksal, İslam Tarihi, İstanbul, 1981, VI/94 ve devamından naklen)

[3] a.g.e., XI/8 vd.

[4] Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, (Çev. Salih Tuğ), İstanbul, II/22.

Not: Câriyelerin örtünmesi ile ilgili bilgi için bkz. Prof. Dr. M. Zeki Duman, Beş Sûrenin Tefsiri, Ankara,1999, s.250 vd.

 

Hakkımızda | Site Haritası | Emeğe Saygı | İletişim | ©2007 Mehmet Akif - Abdullah