BEYANU'L HAK / Kur'an'ın Nuzul Sırasına Göre Güncel Tefsiri

 

Merak Edilenler

KURBAN VE KULLUK BILINCI

Prof. Dr. M. Zeki Duman*

Sevgili kardeslerim, biz Müslümanlarin iki dinî bayrami vardir: Biri, yaklasik bir buçuk ay önce idrak edip kutladigimiz Ramazan Bayrami, digeri, Subat'in 11. günü idrak edecegimiz Kurban bayramidir. Birincisi, mü'mini kötülüklere karsi bir kalkan gibi koruyup maddî-manevî kirlerden arindiran bir aylik oruç ibâdetinin; ikincisi ise, Allah'i ta'zîm /büyük saygi, sükür, fedâkarlik ve mânevî yakinlasma anlamlarini tasiyan ' kurban' in sevinci ve bayramidir...

Kurban, târihî açidan Islâm Din'inin en köklü ibâdetlerindendir. Hz. Âdem'den itibaren, Hz. Musa ve Hz. Isa da dahil, Hz. Muhammed'e gelinceye kadar bütün peygamberlerin teblig ettikleri Namaz, Oruç, Zekât ve Ibrahim (as)'dan itibâren Hacc ile birlikte mü'minlere emredilen özel bir vecibedir. Eger Islâm'dan sapmis olmasalardi bu gün Tevrat ve Incil ehli de bu ibâdetleri Müslümanlarla birlikte yapiyor olacaklardi...

Kurban, üzülerek söyleyelim ki, son yillarda çogu kez ilim yönünden ehliyetsiz, ibâdet ve geleneklerimizin kiymetini bilmeyen, millî degerlerimize saygi duymayan, gittikçe özüne ve milletine yabancilasmakta olan kimselerin TV ekranlarindaki kasitli tartismalariyla spekülatif yorumlara konu olmustur. Halbuki Islâm'in, bütün emir ve yasaklari gibi özel ibâdetleri de insanî, ahlaki ve sosyal güzellikleri; insanlar arasinda sevgiyi, barisi ve kardeslik duygularini asilayip köklestirmeyi hedeflemektedir. Eger bir ibâdette kötü bir görünüm varsa o, ibâdetten degil yapan kimsenin, en iyimser ifâdesiyle ya cehaletinden ya da ibâdet adâbina riâyetsizligindendir. Çünkü ibâdet, Allah'a sayginin ve itaatin zirve noktasidir; hiçbir zaman dogasinda kötülükleri ve çirkinlikleri barindirmaz... Bizim ibâdetlerimiz, Rabbimiz Allah ile aramizdaki maddî ve manevî silanin özel bir görünümüdür... ibâdetlerimizi ancak o esnada gönlünde ve zihninde ibâdet aski tasiyan, ibâdet nesvesi duyan, mânevî bir atmosferi soluklayabilen kimseler takdir edebilirler. Sirf desinler ya da âdet savma kabilinden mekânik hareketlerde bulunanlarla Allah'la bütün baglarini koparmis olan kimselerin ibâdetin kadrini takdir etmeleri mümkün degildir...

Konu ile ilgili âyetler incelendiginde Kurban ibâdetinin, takva ile birlikte en az bes amacinin /hikmetinin oldugunu görmek mümkündür. Biz bu hikmetleri maddeler halinde söyle açiklayabiliriz:

1. Allah'a Sükür. Hz. Muhammed (sav), önce oglu Kasim, daha sonra da Abdullah'in ölümü sebebiyle çok üzgündür... O bu halde iken evinin önünden geçmekte olan Ebu Cehil, hakaret amaciyla ‘soyu kesik, hayirsiz' anlaminda ‘ ebter!...' diyerek bir çamur atar, geçer... Cehâletin bütün niteliklerini sahsinda tasiyan bu zatin, bu insanlik disi davranisi üzerine Allah Teala sevgili Elçisini teselli etmek amaciyla Kevser sûresini indirir ve buyurur ki: “Biz sana ‘ kevser'i verdik; haydi kalk, Rabbine sükür için namaz kil, bir de kurban kes!... Asil ebter , çamur atip seni lekelemek isteyen kimsedir.” [1]

Kevser, cennetteki bir irmagin adidir; dünya hayatinda ise, sayilmayacak kadar çok hayir demektir. Âyette söylenmek istenen sudur, ‘veren de Allah, alan da Allah'tir; kiz ya da erkek, hiç fark etmez. Biz sana dört kiz evladi verdik, insanlar içinden seni peygamber seçtik, sana Kur'an'i indirdik, bilmediklerini ögrettik, özel korumamiz altina aldik, mü'minlere örnek lider yaptik, en hayirli toplumu /mü'minleri sana ümmet yaptik, adini saygi ile anilacak sekilde yücelttik, fetih ihsan ettik, geçmis ve gelecekteki bütün günahlarini bagisladik, makam-i mahmud'a aday yaptik...' O halde üzülmek niye!... Kalk, sana bahsettigimiz bunca nimetlere sükretmek için iki rekât namaz kil, bir de deve kurban et! “ Asil hayirsiz, soysuz, , çamur atip seni lekelemek isteyen kimsedir!....”

Iste Müslümanlar, Allah'in bu tavsiyesine Rasulünün de sünnetine uyarak sevinçli her günlerinde sevinçlerini, iki rekât namaz kilmak sûretiyle önce Rabbleriyle, sonra da imkânlari ölçüsünce bir hayvan kurban ederek fakirlerle, es ve dostlariyla paylasmayi güzel bir gelenek hâline getirmislerdir. Sözgelimi, muttaki bir mü'min, çocugu dünyaya gelir kurban keser, oglunu askere gönderir kurban keser, dügün yapar kurban keser, hatta kendisi, veya âile fertlerinden biri bir kaza geçirir, canlarini korudugu için Allah'a kurban keser... Görülüyor ki, Allah'in sayilmayacak kadar lütfu ve ihsani karsisinda sükür kurbani kesmek, takva sahibi bir mü'minin terk edemeyecegi ahlakindandir...

2. Allah'i Ta'zîm. “Gerçek su ki, bir mü'minin Allah için kesilecek kurbanlara /se'air saygi göstermesi, hiç kuskusuz onun kalbindeki takvasindandir. Onlarda sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardir; sonuçta onlarin kurban olarak indirilecegi yer el-Beytü'l-Atîk'dir.” [2]

Kurbanlik hayvanlar da Kâbe, Mescitler ve Arafat gibi Allah'in ibâdet sembollerindendir; hem Allah'a mânen yaklasmanin vasitalari hem de O'na takdim edilen hediye [3] olduklari için mübârektirler. [4] O nedenle onlara saygi, Allah'a en büyük saygi /ta'zîm anlamini tasir. Iste bu yüzden Allah'a hediye edilecekler, hayvanlar içerisinden en sagliklisi, göze en güzel görüneni ve en degerlisi olmalidir. Nakledildigine göre Hz. Ömer'e soylu, son derece görkemli ve pahasi yüksek bir deve hediye edildi. Hz. Ömer, âdeta bakmaya bile kiyamadigi bu deveyi satip, bedeliyle bir-kaç tâne deve satin alarak Allah'a kurban etmek ve etlerini de fakirlere dagitmak istiyordu. O, daha fazla hayvani kurban edip daha çok insana ikram etme düsüncesini Rasulüllah (sav)‘a söyleyince, ‘Hayir ya Ömer, dedi, sen onu kurban et, fakirlere onun etini dagit,' buyurdu. Çünkü Yüce Allah: “Allah yolunda en çok sevdiginiz seylerden harcamadiginiz sürece gerçek iyilige eremezsiniz!...” [5] demistir. O halde hediyeler de hediye edilene layik olmalidir; koy, bir tâne olsun, ama en iyisi olsun...

Kurbanliklara sevecen ve oldukça nazik davranilmasi; incitilmemeye, ürkütülmemeye, sikinti verilmemeye özen gösterilmesi; severek, oksayarak yaklasilmasi da Allah'i ta'zîm duygusunun bir sonucudur...

Iste bu duygu ve düsüncelerin hepsi, kalpteki takvanin sonucudur. Kalbinde takva, yani Allah'a gönülden itaat ve kulluk bilinci tasimayan, Allah'a yaklasmaya vesile olan seylere saygi duymayan bir kimsenin kestigi kurban, zaten Allah katinda makbul degildir. Nitekim Allah Tealâ, Âdem (as)'in ogullarindan Habil'in Allah'a takdim ettigi kurbani kabul buyurmasini muttaki bir kul olmasina; Kabil'inkini reddetmesini de onun, yasaminda muttaki bir mü'min olmamasina baglamistir... [6]

3. Mal'dan Fedakârlik. “Biz, peygamber gönderdigimiz her ümmete, rizik olarak verdigimiz otobur hayvanlari Allah'in adini anarak kurban etmeleri için bir kurban günü tayin ettik. Tanriniz tek tanridir; o halde siz de O'nun emirlerine uyun! Allah'in emirlerine saygi duyarak itaat edenleri müjdele! Onlar Allah anildiginda kalpleri ürperir, baslarina gelen musîbete sabrederler, namazi vaktinde ve tam olarak kilar, kendilerine verdiklerimizden de muhtaçlara verirler.” [7]

Kadîm Islâm tarihinde Islâm milletinin atasi Ibrahim (as) vardir. Çok eski çaglarda gelip geçmistir, fakat halâ içimizde yasamaktadir. Sâdece Müslümanlar degil, Yahudîler ve Hiristiyanlar dahi onunla gurur duyar; çocuklarina adini koymakla gönüllerindeki en seçkin tahta onu oturturlar. Hos, yalniz insanlarin sevdigi degil; Allah'in da sevdigi ve ‘candan dostum' dedigi Halilullah'tir o... Iste bu mübârek zat, bir gece rüyasinda biricik oglu Ismail'i Allah için kurban ettigini görür. Dehset içerisinde uyanir!... Kafasi çok karisiktir... Rabbi, keske kendisini yoluna kurban etmeyi isteseydi, seve seve canini feda edebilirdi; ama ömrünün son çaginda Rabbinin lütfettigi biricik oglunu eliyle bogazlamak!!!... Fakat ayni rüya üç gün üst üste tekrar edince, bunu Yüce Allah'in bir emri telâkki etti ve oglu Ismail'i kurban etmek üzere biçagin altina yatirdi... Yüceler Yücesi Mevlasi bir babaya oglunu kurban ettirir mi?!... Bu vesileyle Ibrahim (as) bir fedakârlik sinavindan geçirilmis ve sinavi basariyla kazanmistir... Rabbi de ona ödül olarak bir koç göndermis, oglunu kendisine bagislamistir. [8]

Yüce Allah, insanlik tarihi boyunca hiçbir insandan oglunu ya da kizini, baska bir ifâde ile, insani kurban etmesini istememistir. Ancak kulunun da lütfu ve keremi bol Rabbine karsi bir fedakârligi olmalidir; hiç olmazsa her yil, sevdigi hayvanlarindan birini Allah için kurban etmeli ve Rabbini her seyden çok sevdigini göstermelidir...

4. Allah'a Yaklastiricilik. “Iri gövdeli hayvanlari /develeri kurban etmenizi de Allah'in size emrettigi ibâdet biçimlerinden yaptik. Onlarda sizin için çok hayir vardir. Ayakta iken Allah'in adini anarak onlari kesin, yan üstü düsüp öldüklerinde ondan hem siz yiyin hem de isteyen ve istemeyen muhtaçlara yedirin. Sükredersiniz diye bu hayvanlari da size böyle boyun egdirdik.” [9]

Kelime manasi itibariyle kurban , Allah'a mânen yaklasma, yaklasma vasitasi, yaklastiran sey demektir. [10] Allah'a mânen yaklastirsin diye her ümmet için bir Kurban ibâdeti, kurban kesme günü ve kurban etme yeri belirleyen [11] Yüce Allah Hz. Muhammed ümmetine de Hz. Ibrahim'in dâveti üzerine Hacc mevsiminde, Zilhicce'nin 10. gününü Kurban günü, Mina'yi da kurban etme yeri [12] olarak tayin etmistir. [13] Bu yüzden hacilar, her yil Zilhicce ayinin 10. günü Mina'da diger mü'minler ise, memleketlerinde Allah'a yaklasma vesilesi olarak kurbanlarini kesmektedirler...

5. Kalpteki Takva'nin Ispati. “Kurbanlarin ne etleri ne de kanlari Allah'a varir; sizden O'na varacak olan, sâdece takvanizdir! Iste böyle... onlari size boyun egdirdi ki, dogru yolu gösterdigi için Allah'i tekbir getirerek zikredesiniz. Iyileri müjdele!...” [14]

Allah katinda mü'min, diger insanlarla kiyaslanamayacak kadar üstün ve degerlidir... Mü'minler içerisinde ise, takva yönünden en üstün olan Allah katinda en degerli insandir. Yüce Mevlamiz, muttaki mü'minleri zaman zaman sinava tâbi tutarak kalplerindeki takvanin pratige dökülüp açiga çikmasini ister. [15] Iste kurban kesmek de kalpteki takvanin bir nevi ispatidir. Yoksa amaç ne kan akitmaktir, ne de fakirleri doyurmak... Zira mülk Allah'indir; isterse yarattigi kullarini kendisi doyurur, hiç kimseye muhtaç da etmez...

Kullarin hiçbir ibâdeti Allah'a yarar saglamaz; O'nun, hasâ!... ne bir ihtiyacini giderir ne de yüceligini artirir... Zira O samettir ; hiçbir seye ve hiçbir kimseye ihtiyaci yoktur... Ibâdetlerin Allah'i ilgilendiren yönü, kul-Allah iliskisinin nicelik ve niteligini tespittir. Bu da insanlari takva yönünden degerlendirmesi, sevabini ona göre vermesi içindir. Allah için kurban edilen hayvanlardan da Allah'a hiç bir yarar söz konusu degildir. Zaten her sey O'nundur; mülkün sahibi de O'dur... Bütün hayvanlari, hatta insanlarin disinda yaratilmis olan her seyi insana lütfeden de O'dur. O halde bir mü'minin, hayvanlardan kiminin etinden, sütünden, yününden, derisinden, yavrusundan... kiminin de sirtindan ve gücünden yararlanirken yilda en az bir defa da Allah için; O'na ibâdet, O'na saygi, O'nu ta'zîm, O'na sükür maksadiyla bir hayvani kurban etmesi bir kulluk bilincidir. Allah'a gidecek olan, iste budur...

Bu demektir ki, diger ibâdetlerde oldugu gibi kurban keserken de ibâdet heyecani duymayan, onlara ta'zîm hissi tasimayan, özen gösterip isini güzellikle tamamlamayan bir kisinin kalbinde takva bilinci yoktur. Kurban kesen kimsede takva amaci ve hissi yoksa, o kurbandan da Allah'a gidecek hiçbir sey yok demektir...

Bu vesileyle Gençligin Sesi Dergisi mensuplarinin sahsinda, bütün Müslüman kardeslerimin Kurban Bayramlarini içtenlikle tebrik eder; bazilarinin, salt kisisel ihtiraslarini tatmin amaciyla belki de milyonlarca insanin ölümüne ve sakat kalmasina sebep olabilecek bir üçüncü dünya savasinin esiginde idrak ettigimiz su mübârek günlerde milletimize ve insanlik âlemine bol bol hayirlar bahsetmesini Yüce Mevla'dan niyaz ederim!

Allah'a emanet olun!...


* Erciyes Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Tefsir Anabilimdali Ögretim Üyesi

[1] Kevser, 108/1-3.

[2] Hacc, 22/32, 33.

[3] Bkz. Bakara, 2/196; Hacc, 22/

[4] Mübârek, kendisinde hayir olan ve insana pek çok yarar saglayana, sevap kazandiran, demektir.

[5] Âl-i Imran, 3/92.

[6] Bkz. Maide, 5/27-32.

[7] Hacc, 22/34, 35

[8] Bkz. Saffat, 37/100-109.

[9] Hacc, 22/36, 37.

[10] Bkz. Maide, 5/27)

[11] Hacc, 22/34.

[12] Bkz. Bakara, 2/196.

[13] Hacc, 22/27, 28, 29, 36.

[14] Hacc, 22/36, 37.

[15] Bkz. Hucurat, 49/3.

 

 

 

Hakkımızda | Site Haritası | Emeğe Saygı | İletişim | ©2007 Mehmet Akif - Abdullah