BEYANU'L HAK / Kur'an'ın Nuzul Sırasına Göre Güncel Tefsiri

 

Merak Edilenler

KUR'AN-I KERIM'DE ‘SEFAAT' YA DA TIKANDIGI YERDE INSANA DESTEK OLMAK

“Kim iyi bir sefaat ederse, onun da o sefaatten bir payi olur; kim de kötü bir sefaat ederse ona da sefaatine denk bir pay verilir. Allah, her seye muktedirdir.” (Nisa, 4/85.)

Allah Teala, bu olay üzerine bir pasaj hâlinde indirdigi Nisa suresinin 105-115. âyetleriyle davanin iç yüzünü oldugu gibi açiklayarak Rasulünü vermis oldugu haksiz bir kararin korkunç akibetinin esiginden döndürdü. Kötü bir sefaat girisimini izhar etmekle de suçsuz bir insanin aleyhine verilen yanlis bir karari, henüz cezaya dönüsmeden geri çevirdi. Neticede önce Elçisini, sonra sefaatçileri daha sonra da asil hirsizi ibret âmiz sözlerle söyle uyardi:

Birinci Uyari:

Ey Peygamber! “Biz sana kitabi bos yere degil; insanlar arasinda Allah'in sana gösterdigi sekilde hüküm veresin diye indirdik. Hainlerden taraf olma! Derhal Allah'tan bagislanmani dile! Kuskusuz Allah çok bagislayici, çok esirgeyicidir! Sakin, bir daha kendilerine hainlik eden kimseleri savunma! Allah hain, günahkâr hiç kimseyi sevmez.” (Nisa, 4/105-107.)

Rasulüllah (s.a.v.) gereken ikazi almisti. Nitekim o, davaci ve davaliyi ayri ayri dinledikten ve yapabildigi kadar âdil bir karara vardiktan sonra söyle diyordu: Ben bu karari sizden dinlediklerime göre vermis bulunuyorum. Siz, kendi durumunuzu benden daha iyi bilirsiniz; olabilir ki biriniz haksiz oldugu halde daha açik bir dil ile davasini savunmus, digeri de hakli oldugu halde bunu yeterince basaramamis veya delillerini ortaya koyamamistir... Hakki olmadigi halde kime kardesini hakkini vermissem, bilsin ki o kisiye cehennemden bir ates parçasi vermisimdir; sakin almasin!... (Bkz. Ibn Kesir, a.g.e., II/358,59)

Ikinci Uyari:

“Bunlar, yaptiklari kötülügü insanlardan gizliyorlar, ama onu Allah'tan asla gizleyemezler! Onlar, geceleyin bir araya gelip Allah'in razi olmadigi görüsü /karari aldiklari zaman Allah da onlarin yanlarindaydi (Çünkü, “...Üç kisi gizli konusmak üzere bir araya gelmez ki, dördüncüleri Allah olmasin; bes kisi bir araya gelmez ki, altincilari Allah olmasin...” (Mücadele, 58/7) . Allah, onlarin yaptiklarinin tamamini bilmektedir .” (Nisa, 4/108.)

Görünüste aklanan Ubeyrak ogullari ve asil hirsiz Tu'me gecenin karanliginda, güyâ gizli bir yerde, gizli bir toplanti yaparak suçtan nasil kurtulacaklarini düsündü ve bunun geregini yaptilar. Fakat bunlar hiç bir seyi Allah'tan gizleyemeyeceklerini düsünmediler. Bilemediler ki Allah, her zaman ve her yerde hazir ve nazirdir; O, islenen is ya da günah “...Bir hardal tânesi agirliginca da olsa, bir kayanin kovugunda veya semalarin derinliklerinde ya da yer yüzünün herhangi bir kösesinde bile yapilmis olsa... Allah yine de onu görüp ortaya çikaracaktir. Çünkü Allah gizliliklere vâkiftir ve her seyden haberdardir.” (Lokman, 31/16.) Isin en kötüsü ise, bu kisiler kendilerini aklayip kurtarmanin hilelerini düsünürken suçsuz, günahsiz, temiz bir insana iftira etmenin vahametini /korkunçlugunu göremediler... Iste bu gafletleri yüzünden hem hirsiz, hem de sefaatçileri Allah'tan büyük bir ikaz ve azar isittiler.

Bu ikinci uyarinin en ilginç olan tarafi da sudur: Deniyor ki, “Haydi, diyelim ki dünya hayatinda onlari siz savunup kurtardiniz... kiyamet gününde onlari Allah'a karsi kim savunacak!? Yoksa, onlarin orada da savunacak vekilleri mi olacak!...” ( Nisa, 4/109.)

Öyle ya!... O gün için Tu'me, bu gün de benzerlerini, haksizliklarina ragmen çesitli plâtformlarda hakli gösterip kurtarmaya(!) çalisanlar, kötü sefaatleriyle birilerinin avukatliklarini üstlenerek eninde-sonunda yüzü kara olacaklari aklayanlar ve aklandikça pislige gömülen kisiler, bürokratlar, seçilmisler ya da gücü elinde bulunduranlar! Siz, hiç düsünmez misiniz: kiyamet gününde sizi ve onlari Allah'a karsi kim savunacak!? Yoksa, orada da hepinizi savunacak avukatlariniz mi olacak!...

Gerçek su ki, kiyamet gününde söz sahibi sâdece Allah'tir. Burada oldugu gibi, “Âhirette de mülk, tek ve kahhar olan Allah'a âittir.”(Gafir, 4/16) Ancak “O gün is de /emir de tamamen Allah'a aittir .”(Al-i Imran, 3/154;Infitar. 82/19) “Orada ne bir alis-veris, ne bir dostluk, ne de dünya hayatinda oldugu gibi bir sefaat söz konusu olacaktir! (Bakara, 2/44, 123, 254.) “Hiç kimse kimseye fayda vermeyecektir; ne baba ogluna, ne de ogul babaya...” (Lokman, 31/33) “Dünya hayatinin sefaatçileri ise, hepsi kaybolmustur. (Taha, 20/109.) Kimsenin ne, yüzüne bakilacak ne de malina; geçerli olan tek ölçüt kalplerdeki iman ve salih amellerdir. O nedenle orada hiç kimsenin savunacak bir avukati olmayacaktir!...

Mü'minlerin umduklari, Kur'an'da ve Sünnette anlatilan sefaat yok mu? denilecek olursa, bilinmelidir ki, Allah'in razi olmadigi kimseye, Rahman izin vermedigi sürece hiç kimse sefaat edemez. Ancak Allah'in kendisinden razi oldugu kimseye (Enbiya, 21/28), sâdece Rahman'in katindan bir söz almis bulunan kimse (Meryem, 19/87), Allah dileyip izin verdikten sonra (Bakara, 2/255; Yunus, 10/3) sefaat edecektir. Zira orada sefaatin tamami Allah'a âittir (Zümer, 39/44) ; âhirette yegane sefaatçi /sefî yalniz O'dur ..(En'am, 6/51/70; Secde, 32/4) Hal böyle olunca, akl-i selim sahibi insan, Dünya hayatinda Allah'in rizasini kazanmaya çalismalidir; zira sefaatin ilk sarti budur. Sefaatçilere güvenip de kimse ömrünü zâyi etmemelidir...

Atalarimiz ne güzel söylemisler: “ Kiri kir ile temizlemek olmaz!...” Anlasiliyor ki, Tu'meyi kötü bir sefaatle kurtarmaya çalisan Ubeyrak ogullari, ona iyilik yapmadilar; aksine daha baska kötülükler yapmasi hususunda onu cesâretlendirdiler.. isin kötüsü, hem kendileri için, hem de savunduklari kisi için âhiretteki sorumlulugu hesaba katmamis oldular!

Ayrica, olay hakkinda âyet indirilip yapilanlar ve suçsuz insana attiklari iftira vahiy yoluyla açiga çikarilinca Ubeyrak ogullari kabilesi rezil oldugu gibi, Tu'me de kabilesi içerisinde yasayamadi; Medin'eden Mekkeye kaçti. Orada da huzur bulamayarak irtidat etti ve bir müsrik olarak Hayber'deki Yahudîlere sigindi. Hayber'de de fazla yasamadi. Yine bir gece hirsizlik yapmak üzere bir evin bacasindan içeri girmeye çalisirken duvar üzerine yikildi ve öldü... (Bkz. Kurtubî,a.g.e.,V/375.vd. Elmalili M. Hamdi Yazir, Hak Dini Kur'an Dili, III/1457,1459 )

Üçüncü Uyari:

“Oysaki bir kimse bir kötülük yapsa veya kendi sahsina bir haksizlik etse sonra da Allah'tan bagislanmasini dilese, Allah'i çok bagislayici ve çok esirgeyici olarak bulacaktir.” (Nisa, 4/110.)

Öyleyse, bilerek ya da bilmeyerek bir günah isleyen veya yanlis bir is yapan akilli kisi, o isi insanlardan gizlese bile asil hesaba çekecek olan Yüce Mahkemeden gizleyemeyecegini bilmelidir. Bos yere kendisini daha büyük kötülüklerin kucagina, içinden çikilmaz girdaplarin sarmallarina atmamalidir... “Görülen ve görünmeyen, her seyi bilen” Allah'a yönelmeli; pismanligini arz etmeli, tevbe etmeli; hatasini telafi etmenin makul ve mesru yollarini bulmalidir... Nice küçük günah isleyenler, hatta ayagi sürçenler, bu düsüncesizlikleri sebebiyle aynen Tu'me b. Ubeyrak gibi kendilerini hem dünyada hem de âhirette bedbaht etmektedirler!...

Rasulüllah (s.a.v.)'in su hadisi de ayni yolu göstermektedir:

“el-Tâibu minezzembi ke men lâ zenbe leh...” / “Herhangi bir günahtan tövbe eden kisi, hiç günah islememis gibidir!...” (Ibn Mace, Zühd, 30; Buhari, Libas, 24)

Kaldi ki, “Her günah isleyen, onu kendi aleyhine islemis olur. Savunmasini ve tövbesini de kendisi yapmalidir. Zira Allah her seyi bilmekte ve yerli yerince yaratmaktadir.” (Nisa, 4/111.)

“Kim, bir yanlislik yapar veya bir günah isler sonra da onu suçsuz birinin üzerine atarsa, muhakkak ki o , yaptigi yanlisligin veya günahin suçundan baska bir de iftira ve büyük bir günah daha yüklenmis olur.” (Nisa, 4/112.) Yani günahini çogaltmis; bir baska ifade ile söylemek gerekirse, ‘ sagîre 'yi ‘kebîre' ye çevirmis; küçük günahi büyütmüs olur!...

 

Hakkımızda | Site Haritası | Emeğe Saygı | İletişim | ©2007 Mehmet Akif - Abdullah