BEYANU'L HAK / Kur'an'ın Nuzul Sırasına Göre Güncel Tefsiri

 

Merak Edilenler

Neden Yeni Bir Tefsir / Tefsirin Özellikler / Okuyucu Yorumları

 

Okuyucu Yorumları

M. Yaşar Kandemir

Sevgili Zekiciğim,
Lütfettiğin tefsir çalışman için çok teşekkür ederim.
Teşekkürümü geciktirmemin sebebi, Tefsirini bir miktar okuduktan sonra yazma düşüncesiydi.
Dikkatli ve titiz bir çalışma yaptığını, genel  çizgimizi muhafazaya gayret ettiğini görmek beni sevindirdi.
Allah çalışmanı makbul, sa'yini meşkûr eylesin.
Bu vesileyle selam eder, gözlerinden muhabbetle öperim.


 

BEYÂNU’L HAK
MUHSİN İLYAS SUBAŞI

Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Zeki Duman’ın, uzun zamandır üzerinde çalıştığı Kur’an’ı Kerim’in tefsiri yayımlandı.
“Beyânu’l Hak (Hakkın Beyanı; açıklanması)” adını taşıyan eser, üç ciltten oluşuyor. Kitabın fazla ciltlere yayılmamış olması bakımından, hacim açısından iyi bir tercih yapılmış. Hayatın giderek karmaşık sarsıntıları arasında insanların uzun metinlere yönelmediklerini biliyoruz. Bu açıdan, fazla sayfalara dağıtılan tefsirler, çoğu zaman okuyucuda bıkkınlık meydana getirmekte ve okunmasını engellemektedir. Bu bakımdan, biz bu tefsirin böyle sınırlı bir şekilde yapılmış olmasını isabetli bir karar olarak görüyoruz. Bunun, okunduktan sonra okuyucunun üzerinde bırakacağı müspet etkiden yakın zamanda anlaşılacağına şahit olacağımızı umuyorum. Merhum Hasan Basri Çantay’ın,  1957’de yayımladığı “Kur’an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm” isimli üç ciltlik tefsiri, neşredildiği tarihten günümüze kadar çok önemli bir boşluğu doldurmuştu. Bu kitabın önem ve özelliğini koruyor olmasına rağmen, bu tarzda yeni tefsirlere ihtiyaç vardı. Çünkü, aradan geçen bunca (50 yıl!) zaman içerisinde Müslümanların olaylara bakışında, yaşama tarzında ve  eğilimlerinde önemli değişiklikler oldu. Tefsirler, birazda günün idrakine cevap verebilmek için yapıldığına göre, bu kitabın artık aşılması gerekiyordu. İşte M. Zeki Duman’un eseri, bu ihtiyaca cevap aranan bir zamanda  elimize ulaştığı için önem kazanmış bulunmaktadır. Biz, bu kitabı bu öneminden dolayı değerlendirmek istedik.
Dinî hayatımızın ilk başvuru kaynağı Kur’an’dır. Bunun içindir ki, ülkemizde, her yıl ortalama 500 bin adet Kur’an satılmaktadır. Ancak bu kadar insan, aldığı bu Kur’an’ı anlamakta mıdır? Bizce önemli olan, bu soruya bulunacak cevaptır. Genel gözlem şudur: Yaşlanıp elini eteğini dünya işlerinden çekenlerin büyük bir bölümü, ölüm ötesi hayatın korkusunu hissetmeye başlayınca, tek sığınılacak yer olarak Kur’an’ı görmektedir. Peki, aldıkları bu kitap ona bir şey söylemekte midir? Elbette ki hayır!.. Çünkü satılan Kur’an Arapça’dır, bizim insanımız ise bu dili bilmemektedir. Böyle olunca, yılda 500 bin değil, 500 milyon kitap da satılsa, manevî sığınma duygusunun ötesinde,  onu alanlar, Kur’an’dan  arzu edilen manevî bilgilenmeyi  sağlayamamaktadır. Elbet bu, Kur’an’ın bir eksikliği değil, insanımızın o seviyeye çıkamamış olmasının acı veren sonucudur. Bugün bu boşluğu  Kur’an mealleri ve tefsirleri bir anlamda  karşılamaktadır. Ne var ki, bu da yeterli değildir. Kur’an’ın “Meal sınırları” içerisindeki çevirisinin, onun hedeflediği açılımı veremeyeceği için, faydası konusundaki tartışma devam edecektir. Bana göre,  bir Müslüman’ın dinî hayatın bütün unsurlarını bilmesinden sonra “meal”i okumasının kendisine belki bir şey kazandırması mümkündür. Bunu pratik hayatta da görmekteyiz. Yığınla tercüme kitapları var,  anlayıp kendisine  manevi derinlik kazananlara rastlamak ise yok denecek kadar azdır.  Bunun içindir ki, Kur’an-ı Kerim satışındaki patlamaya ve dinî yayınların satışlarının giderek artmasına rağmen, nitelikli Müslüman toplumuna doğru  ciddi kıpırdama işareti yoktur… Bunun sebepleri bizce, anlama yetersizliğinden çok, bizi o yetersizliğe sürükleyen idrak zayıflığıdır. İdraki sağlayacak ise, bilgidir… Bilgi’nin olmadığı yerde  birçok şey boşlukta kalır… İşte bu tür eserler dini bilgi yönünde açılan yeni ve olumlu kapılardır… Ben, Beyânu’l Hak’ı okuyunca böylesine olumlu bir sonuca vardım ki, işin bizce önemli yanı da burasıdır;  Eserin niteliği de burada ortaya çıkmaktadır…       Buna rağmen, böyle bir eseri meydana getirmenin zorluğu yanında, toplumun bunu hazmı kolay olacak mı? Bence işin önemli yanı burasıdır. Yazar da bunun farkındadır:
“İlahi nitelikleri sebebiyle Kur’an’ı bir başka dilde tam manasıyla ifade etmek mümkün olmadığı gibi, “Bir sözün manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmek” anlamına gelen tercümesi de işin tabiatı icabı mümkün değildir.” (Beyânu’l Hak, c.1. s.10.)
Bu ifadeyi besleyen bir ayeti de zikreder:
“Eğer Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık: “Hiç olmazsa ayetleri genişçe açıklansaydı ya! Bir Arab’a yabancı dilde bir Kur’an indirilir mi?!” derlerdi” (Fussilat,41/44)
Bu ifadeler, yukarıda bizim de üzerinde durduğumuz gibi,  Kur’an’ı tercüme ile vermenin yetersizliğinin ifadesi olarak dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Ki; bu görüşe katılıyoruz. Zaten tefsir ihtiyacı da burada ortaya çıkmaktadır. Yeterli dini bilgi ile donanmamış  toplumumuzda, hatta belki bu tefsirin bile daha genişine ihtiyaç duyulabilecektir. Ancak, Dr. Duman’ın “Tefsirlerin ihtiyaçtan fazla bilgilerle uzatılmış olmaları;  dolayısıyla Kur’an’ın bütün halinde ve tam olarak anlaşılmama sorunu” oluşturmasından dolayı geniş tefsirler için takındığı tavrı bu noktada haklı buluyoruz. Bunun haklılığının dayanması gereken önemli bir husus daha vardır; belki yazar böyle bir çalışmayı yaparken düşünmemiş olabilir ama, bence bunu da dikkatten uzak tutmamak gerekecektir: Batılıların; müsteşrik, misyoner ve Batı’da Müslümanlığı seçen aydınların, daha güvenli ve daha doyurucu ama  geniş olmayan bu tür tefsirlere duyacağı ihtiyaç… Bugün Batı’da bu üç zümrenin ittifak ettiği bir husus vardır: Kur’an’ın tercümesinin, bizde olduğu gibi, Batı’da da anlaşılır olmaması…Tefsir için durum böyle değildir. Çünkü kelimelerin lügat manası ile, Kur’an’da seçkin ifade olarak kullanılan ıstılah manası bazen çok farklı sonuçlara götürebilmektedir. M. Zeki Duman da buna da işaret eder; “Kur’an Türkçe’ye ya da başka bir dile ancak geniş açıklamasıyla nakledilmelidir. Kur’an’ın tafsilatlı açıklaması yapılmadan başka bir dile çevrilmesi faydadan çok zarar getireceği söylenebilir. Nitekim her dildeki Kur’an çevirilerinin ya da  meallerinin okuyucuyu tatmin etmeyişinin, hatta ye yer fahiş denilecek hatalar içermesinin en bariz nedeni, böyle bir yöntem sorunu olabilir” ( c.1. s.10.)  Bizim yukarıdaki kaygımızın bir bilim adamının ağzıyla gerçeğin ifadesi olarak söylenmesi, aklın yolunun tek oluşunun sonucudur.
Böyle bir genel değerlendirmeden sonra, bu kitabın dini bilgilendirme çabamıza getirdiği yeni yöntemlerden de söz etmede fayda vardır: Öncelikle  ayetlerin inzal sebepleri anlatılmaktadır. Böyle bir metot genelde yaygın olsa da, bugüne kadar bunlar oldukça sınırlı tutulmuş ve böylece ayetlerin inişini hazırlayan ortamdan okuyucu yeteri kadar haberdar olamamıştı. Müfessir, bu problemi ortadan kaldırıyor ve iniş sebeplerini genişçe açıklayarak ayetlerin sosyal altyapısını böylece daha sağlıklı bir şekilde takdim etmiş oluyor. Burada önemli olan husus şudur. Bu ayetlerin inişine sebep olan olaylar o sırada yaşanmasaydı, bu ayetler acaba inmeyecek miydi? Yazar elbette böyle bir ihtimal üzerinde durmuyor. Bu bizim belki de aykırı bir yaklaşımımız olarak düşünülebilir. Bence gerçekliğe yaklaşmak için bunları bilmemizde fayda vardır. Bana göre, bu ayetler yine inerdi ve Allah Teala, bu ayetlerin bir ışık olarak üzerimizdeki manevi varlığını murat etmiş ise, bu olaylar zincirini oluşturacak insan iradesini de yönlendirecekti. Böyle bir yaklaşımı dikkate aldığımız zaman iniş sebeplerin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.  Dr. Duman, Tefsirde bu metodu  yerine oturtmak suretiyle işe daha güvenilir bir kapıdan girmekte ve hatta bununla da yetinmeyerek, “ o sureyi okuyucuya tanıtmak ve dikkatlerini  surenin tarihi bağlam ve anlamı üzerine teksif etmek maksadıyla surenin tarihi/kültürel arka planını” da dile getirmektedir.  Bunun arkasından  ayetlerin mealleri verilmektedir.  Mealler, genelde elimizdeki diğer meallerden farklı değil. Burada onları farklı kılan tefsire açılan kapı olarak gördüğümüz ayetlerin izahına yönelişi sağlayan numaralar sonrası açıklamalardır. Bu mealler içerisinde ıstılah manalarına rakamla not düşülüp  “Tefsir” ara başlığı altında, bunların  açıklamaları yapılmaktadır. Böylece, Kur’an’ın  bizce anlamada zorlanacağımız o gizli derinliklerine doğru sağlıklı bir yolculuğa kapı açılmış olmaktadır. Bu eser, sadece böyle bir yeniliği ve orijinalliği ile farklı bir çalışma olarak anılmaya değecektir.
Bu kitaptaki yenilikler elbette sadece bununla sınırlı değildir. Dr. Duman “Önsöz”ünde bu konudaki farklılıkları 22’ye çıkarmakta ve bunları teker teker açıklamaktadır.
Biz, yazının hacmini aşmamak için bunu meraklısına kitaptan okumasını teklif ederek bu konuyu geçmek istiyoruz.
Şu kadarını söyleyelim: Dikkatli bir okuyucu bir tefsiri okuyup bitirdiği zaman,Kur’an’dan hareket ederek, genel hatlarıyla, İslam tarihi, hatta dinler tarihi, İslam’ın ibadet ve muamelatına ait ana kaideleri, İslam dinin pratik birçok temel kaide ve kurallarını sağlıklı bir şekilde öğrenmiş olur…
Böyle bir kazanç, tefsirden beklenenlerin çok ötesinde bir zenginlik olarak algılanmalıdır. Bizce, bu tefsiri farklı ve aranılır yapacak olan da bu tarafıdır. Türkiye’deki gelişim ve değişmeleri hesaba kattığımız zaman, çok geç kalınmış bir hizmet olarak bu kitabı takdir etmemek mümkün değil. Ben ciddi bir eksikliği sadece “indeksi”nin olmamasında görüyorum. Belki kitabın hacmini büyütecekti ama eseri çok daha farklı bir konuma taşıyacaktı. Yazar’dan yeni baskılarda böyle bir  talebi dikkate almasını umuyorum, yazarı ve yayınevini kutluyorum…
 

Mustafa Oktay GAMGA

Selamun aleyküm.
Hocam, inşaallah sağlık, sıhhat ve afiyettesinizdir.
Görüşmeyeli bir hayli zaman oldu.
Yeni eseriniz, tefsiri aldım, inceliyorum. Bu çalışmanızdan dolayı sizi tebrik eder, Allah'tan hayırlı ve uzun ömürlerle başarılı çalışmalara imza atmanızı ve bu vesileyle tecrübelerinizden müstefid olmayı dilerim.

Hocam, sizi talebelik yıllarından itibaren müşahhas olarak ve eserlerinizden az çok tanıyorum. Fakat
yeni çalışmanızda sizi daha bir olgun ve daha temkinli, gerçek bir ilim adamı hüviyetinde gördüm. Eskiden beridir takdir ettiğim bir şahsiyettiniz.
Ama bu çalışmanız bambaşka bir karakter yapısı izlenimi uyandırdı bende.. Belki de eserin ilerleyen sahifelerinde bu durum daha bir
kendini gösterecek.

Hocam, inşaallah vechen bi vechin görüşmek ümidiyle...
Tekrar selam, tebrik ve takdirlerimi sunarım.
Allah'a emanet olun

 

Abdullah Levent Aydoğan
İnş.Yük.Mühendisi-Ankara

Sayın Hocam, Ben 49 yaşında Allah'ın lütfu sayesinde 2001 yılında islamla tanışmış bir insanım. Aslında entellektel sayılabilecek bir insanım.Fakat islam dini ile tanıştıktan sonra onun bana verdiklerini kimsenin veya hiçbir şeyin bana veremeyeceğini anladım. Neyse size yazmaktaki amacım geçenlerde bir tefsir kitabı araştırmaktaydım. Sonra Fecr yayınlarında internette- sizin kitabınız dikkatimi çekti. Ve kitabı aldım.10 gündür okumaktayım.Ve çok da isabetli bir karar verdiğimi anladım. Sayın hocam tefsirinizi çok beğendim. Ve şimdiden bir çok şey öğrenmeye başladım. Bu kitabı hazırladığınız için Allah sizden razı olsun. Çok teşekkürler.

 

Mehmet DERİ
Eğitimci, Araştırmacı-Yazar

Her şeyden önce böylesine kıymetli bir eseri  telif ettiği için muhterem Mehmet Zeki Duman Bey'i tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Tefsirle ilgili mütâlalarımı belirtecek olursam:
*Konuların sade ve akıcı bir dil ve üslûbla, okuyucuyu sıkmadan anlatılması, eserin rahatlıkla okunup anlaşılmasını sağlamaktadır.
*Eserde yeri geldikçe aktüel, bilimsel ve evrensel, olaylara, konu  ve bilgilere değinilmiş, böylece okuyucunun aktüel,bilimsel ve evrensel hakikatlerden haberdar olmasını sağlanmıştır.
*Eserde, klasik tefsirlerden yararlanılmış olmakla birlikte, eser "İbn-i Kesir'in çağdaş bir versiyonu" niteliğini taşımaktadır.
*Her cildin sonunda,  o ciltteki kelime ve kavramların yer aldığı lügatçe/sözlükçe eklenmiş,o ciltteki kelime ve kavramların sözlük anlamları, Arapça yazılışları ve Türkçe okunuşları birlikte verilerek tefsirden mana yönünden en iyi şekilde yararlanılması sağlanmıştır.
* Ayet mealleri mümkün olduğunca Türkçeye yaklaştırılarak/yakınlaştırılarak, gerekli görülen  yerlerde açıklama ve izahlar yapılmış ve bu konuda Türkçenin zengin imkanlarından en iyi şekilde yararlanılma yoluna gidilmiştir.
*Klasik tefsirlerdeki "parçacı/atomist" yaklaşım yerine, ayetlerdeki siyak-sibak(konteks-bağlam) ilişkisi göz önüne alınarak, ayetlerin "anlam ve konu bütünlüğü" sağlanmıştır. Bu durum, eserin daha iyi ve daha somut anlaşılmasına imkan sağlamıştır.
*Piyasadaki tefsirlerin genellikle 5-10 cilt, hatta daha fazla ciltte olması okuyucuyu sıkmakta, bu durum ise tefsirlerden ararlanılmasını
güçleştirmektedir.Elimizdeki bu eser ise, Kur'an'ı kısa ve özlü bir şekilde -3 cilt halinde- açıklamakta ve okuyucunun istifadesine sunulmaktadır.
Gerekli görülen yerlerde okuyucuya tatmin edici / doyurucu açıklamalar yapılmakta, okuyucuyu sıkan gereksiz açıklamalardan
kaçınılmaktadır.
*Bugüne kadar tefsirlerde ele alınmayan tefsir yöntemi(uygulamalı metod bilgisi) bu eserde, derli toplu olarak ele alınmıştır. Böylece okuyucunun tefsir bilgisine ve bilincine/nosyonuna sahip olması amaçlanmış, bu durum eserin anlaşılmasını kolaylaştırmıştır.
*Eserde "tefsir" ile "tevil" arasındaki fark belirtilerek okuyucuya Kur'an semantiği ve Kur'an'ın anlam yapısı hakkında bilgi verilmiş, böylece eserin daha iyi anlaşılması sağlanmıştır.
*Kur'an'ın temel gayesi; insanları hidayete kavuşturup  hüsn-ü ahlak sahibi ve âdil bir toplum yapısını inşâ etmek; böylece İslam ümmetinin insanlık için çıkarılmış en hayırlı ve en medeni bir toplum olduğu vurgulanmaktadır.
Nitekim insanlık tarihinde de bunun en canlı ve en somut misali Asr-ı Saadet'tir. Eser, bu konuda okuyucuya bir fikir ve de ipucu vermekte, okuyucuyu Asr-ı Saadet'e sadece özlem duyan değil,aynı zamanda Asr-ı Saadet'i yeniden inşâ etme ve yaşama isteği  duymasına katkı sağlamaktadır.
Netice itibariyle Yüce Rabbimden müellife hayırlı ve uzun ömürler vermesini diliyor, muhterem müelliften de daha nice hayırlı ve orjinal eserlere imza atmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

 

Gönderen: Emekli Din görevlisi   Arif Var

Sayın Prof. Dr. Zeki Duman Bey.
Kardeşim zatıalilerinizin büyük emekler sarf ederek hazırlamış olduğunuz kıymetli eseriniz Beyanul Hak isimli tefsirini emekli din görevli arkadaşlarla büyük bir zevkle okuyoruz. Çok istifade ediyoruz. Allah sizlerden razı olsun. Rabbim yar ve yardımcınız olsun.
 

Doç.Dr. Necdet ÇAĞIL, ERZURUM.

Sevgili Hocam Prof. Dr. M. Zeki Bey!
Evvelâ, âlicenaplığın ve mihmandarlığın hoş bir tezahürü olarak bizleri Kayseri'de en iyi bir şekilde ağırlamış olmanız sebebiyle, size ve fakültenizin değerli mensuplarına can u gönülden şükranlarımı sunarım. Sâniyen, bir hâtıra-yı bergüzâr olmak üzere hediye edip, bizleri taltif buyurduğunuz, hudâpesendâne çalışmanız; Beyânu'l-Hak nâm eserinizden ötürü sizleri tebrik ediyor, sayinizin meşkür, keşfiyâtınızın müzdâd olmasını Cenâb-ı Lem Yezel'den niyaz ediyorum! Gerçekten bu güzelim emek mahsülünüz, Cenâb-ı Hakk'ın bir lütf u keremi olarak dünyada sizin için bir yâd-ı cemîl, ahrette de vesîle-i necât olacaktır inşâllâh! Girizgâhta sunduğunuz o güzel mukaddimenizden burcu burcu samimiyet, itiraf-ı acz, tevfîk-i ilahî ve ihsân kokuları gelmekte olup, bu sizi daha da bir güzelleştirmiş. Görüyorsunuz değil mi hocam; O'nun bize olan ihsan ve in'âmının hesaba gelir bir yanı var mı? Şükürler olsun ki, yıllarca emek verip sayettiniz ve bugün sayiniz görülüyor işte. Gerçek ücretinizi ise,inşallah Cânân Yurdu'nda alacaksınız. Sizleri tekrar tebrik eder, saygılarımı sunarım.

 

 

 

Hakkımızda | Site Haritası | Emeğe Saygı | İletişim | ©2007 Mehmet Akif - Abdullah